SeLena Gomez & Demi Lovato Fan Forumu
Öncelikle hoşgeldiniz
Ben Robot Moderatör olarak size yardım edeceğim
Eğer sizde Selena,Demi,Jonas Brother,Miley Cyrus,Taylor Sweft fanıysanız veya kısaca Disney ailesinden olmak isterseniz sadece kayıt ol deyip formu doldurmanız yeterlidir

Sizden ricamız Emek verdiğimiz bu foruma üye olmanız ve forumda paylaşım yapmanızdır

SeLena Gomez & Demi Lovato Fan Forumu

SeLena Gomez Ve Demi Lovato SeverLerin Forumu
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ' Ben Kocamın Küçük Kızıyım '

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
.LoveJoe.

avatar

Kadın
Number of posts : 178
Age : 22
Nerden : BAL1KESİR
Registration date : 19/04/09

MesajKonu: ' Ben Kocamın Küçük Kızıyım '   Perş. Nis. 30, 2009 12:46 pm

Ben kocamın küçük kızıyım

Gülse Birsel’i dergiciyken sınırlı sayıda insan tanıyordu. Önce G.A.G
ardından Avrupa Yakası’yla hane halkımızdan biri oldu. Ve benim gibi
kasvetli bir kadını bile güldürdü. Turkcell reklamındaki tiplemesiyle,
TV’yi her açtığımızda evimize daldı. Asla elime almayacağım, patlamış
mısır tadındaki “Gayet Ciddiyim” adlı kitapları en çok satan beşinci
kitap oldu. Okumaya mesafeli bir kuşağın temsilcisi olan 17 yaşındaki
oğlumun para verip aldığı ilk kitap onunki oldu. Bu, bana “Gülse ile
konuş” sinyaliydi... Onu yakında Hırsız Var adlı uzun metrajlı bir
filmde izleyeceğiz. Ben şimdiden kişiliğinin koordinatlarını öğreneyim
dedim...

Avrupa Yakası’nın hem oyuncusu hem senaristisin. Her haftanın oyununu
nasıl çalışıyorsun? Her an böyle dört kulak, dört göz, etrafına bakınıp
espri mi topluyorsun, yoksa bunlar kendiliğinden mi geliyor?

Bunun toplanabileceğini zannetmiyorum. Şöyle kulak kesileyim de,
etraftan espri alayım, diziye koyarım gibi bir şeye ben inanmıyorum.
Zaten öyle bir vakit de yok. Haftada üç kez, bütün gün setteyiz. Üç gün
de oturup senaryoyu yazıyoruz. Geriye bir gün kalıyor. O gün de oturup
iki tane köşe yazısını yazıyorum.

Bir çırpıda mı geliyor espriler?

Geliyor valla yazarken. Mesela dün oturup 46 sayfa yazdım. Normalde 56
sayfalık bir senaryo. 65 dakikaya denk geliyor. Bunun ideali üç günde
yazmak. Önce hikayeleri kuruyorum. Diyelim ki üç hikaye var. Volkan,
Aslı ile kavga eder ve Aslı’dan intikam almaya çalışır. Ve şöyle bir
şey olur ve hikaye şöyle biter. Şesu yeni bir işte çalışmaya başlar,
orada bir kızla tanışır. Üçüncü hikaye Selin babasıyla kavga eder,
falan filan. Bu üç hikayenin nerelerde birbirleriyle buluşacağı ve
birbirlerinin sonucunu nasıl etkileyeceğini örüyorum. Ondan sonra
sahneleri yazmaya başlıyorum.

Bir çeşit matematiksel işlem.

Tamamen matematiksel. Matematikle aram çok iyidir. Boğaziçi’ne
matematik puanı ile girdim. Senaryo yazmada çok işe yarıyor. Bu,
seyircinin bilmesini istediğiniz bilgileri zamanında vermekle ilgili
bir şey. Yani bu sahnede neyi öğrenecekler? Akıllarına ne gelecek ki,
iki sahne sonra onun sonucunu görecekler? Arayı çok açmamak, sürprizi
de bozmamak, biraz bekletmek lazım. Yabancı sit-comlar 25 dakikadır.
Biz 65 dakika ile dünya üzerinde yapılmamış bir sit-com yapıyoruz.
Önemli olan, bu üç-dört paralel hikayeyi seyirciye düzenli olarak
hatırlatmak.

Sen de dizideki gibi dergicilik yaptın. 15 yaş büyük bir abin, 13 yaş
büyük bir ablan var. Volkan-Aslı ikilisi gibi çatışmaların oldu mu?

Ne abimle, ne ablamla, hiç çatışmam olmadı benim. Çünkü neredeyse
çocukları gibi bakıyorlardı bana. Hele ki abim, dünyanın en sabırlı, en
yumuşak insanıdır. İsteseniz de çatışamazsınız. Volkan’la Aslı’nın
ilişkisini ben nerede gördüm, nereden gözlem yaptım, hiçbir fikrim yok.


Aile bireylerinin diziyi izlerken sana dair yeni keşifleri oluyor mu?

Onlar beni ailenin en küçüğü, en asisi ve en hokkabazı bildikleri için,
aa bu çok komik kızdı eskiden beri diye, oturup seyrediyorlar. Biraz
daha mesafeli çalıştığım, reklamcılar, dergideki yöneticiler, diğer
dergilerin yayın yönetmenleri ise inanamıyor benim yazıp oynadığıma.
Çünkü ben çekingenimdir aslında.

Ama kendini izlemekten müthiş haz aldığını söylemişsin. İnsan kendisine
bir haz nesnesi olarak baktığında o bedeni taşıyan ruhuna dair neler
öğrenir acaba?

Kendimi izlemeyi sevmemin sebebi, belki en küçük çocuk olmam, dört tane
yetişkin insanın arasında ilginin sürekli bende olmasıdır. Agu dedi,
gugu dedi, ay ne komik bir laf etti. Ay kompozisyon yaptı, ay tiyatro
yaptı, gidelim, seyredelim. Her zaman beni alkışlayan en az dört kişi
vardı. Küçücük bir resim yaparım, anneye göster, babaya göster, abiye
göster, ablaya göster. Hepsinden ayrı tezahürat al. O alışkanlıkla
ilgili bir şey olabilir.

Bu kadar çok sevgiye meraklı, bu kadar çok onaylanmak ihtiyacında
olmak, aslında dışlanmaktan, ayıplanmaktan ölesiye korktuğun anlamına
da gelebilir.

O kadar derinlere gitmeyelim. Şımarıklıkla ilgisi olabilir. (Gülüyor)
Beğenilme isteği, herkes beni el üstünde tutsun, iltifat etsin,
pohpohlasın. Ben 33 lafına bile alışabilmiş değilim.

O zaman çok güvensiz bir yanın olduğunu düşünmekle hata etmedim.

Güvenle ilgili problemim olmadı herhalde. Ama onaylanmayı, iltifat edilmesini, hayranlık duyulmasını seviyorum.

Güvensiz değilim diyorsun; ama söyleşilerinden birinde şöyle bir laf
etmişsin: “Bende, herkes birbiriyle arkadaş oldu, ekip oluşturdular,
beni dışarda bıraktılar paranoyası var.”

Kırk yılda bir böyle bir şey olabilir tabii ki. Ama en son ne zaman oldu, hatırlamıyorum.

“Kendi hayatı da popcorn gibi olmasaydı, bu kadar başarılı olmazdı bu sit-com’da” gibi bir komplo teorisi uydurdum senin için.

Hayatımda hiç kahır olmadı çok şükür. Genel olarak evet, sit-com olmasa
da, bir Meg Ryan filmi tadına yakın bir hayat yaşadım. Ama 19 yaşından
itibaren çalışıyorum. O kadar da bulutların üzerinde gezmedim. Hep
ayağım yere bastı, hep sorumluluk aldım. Yazmaya başladığım ilk günden
itibaren mizaha yatkındım. Yani moda dergisi çıkarırken bile bizim
başlıklarımız, resim altlarımız komikti. Öyle çok ağır, kla* şeyler
yazmıyorduk. Çok laubali bir moda dergisiydi, Harper Bazaar.

Arada bir de olsa varoluşsal sorunlara kafa yorar, kimim, niye geldim bu dünyaya diye gerilim yaşar mısın?

Hayır. Ama öyle bir sohbeti dinlemekten çok zevk alırım. Lafa da
karışabilirim. Ama bunun için yazılan kitapları büyük bir ilgiyle
okuduğumu söyleyemem. Belki de yoktu vaktim bunlara.

Belki de büyümediğin için, hep çocuk kalman teşvik edilmiş olduğu için.

Olabilir. Ne diye şimdi kocaman kocaman problemlerle ilgileneyim?
(Gülmeler) Böyle daha güzel hayat. Benim iyi yaptığım iş, mizah.
İnsanları mutlu eden bir şey. Bunu yapmak varken, daha varoluşsal
problemler, felsefe, ben niye buradayım, kimim, böyle şeylere vakit
harcamak, bana daha lüks ve şımarıklık gibi geliyor. Mizah sanki daha
bir insanlara hizmet gibi geliyor bana.

Asıl sorunları unutturmak mı hizmet?

Her hafta ortaya somut bir şey çıkartıyorum. İnsanlar onu seyrediyor, mutlu oluyor, akıllarında bir şey kalıyor.

Ve bir yara bandı yapıştırılıyor.

Ben zaten yara varmış gibi de bakmıyorum ki hayata. Benim gördüğüm hayatta çok büyük yaralar yok.

Sahi mi? Kitaplarının çok derin ve edebi olmadığı halde en çok satanlar
arasında olmasından haz duymakta haklısın o zaman. Bir Türkiye
manzarasını açık ediyor bu.

Türkler mizah seviyor. Tiyatroda, sinemada komediyi tercih ediyorlar.
Mizah dergisine para verip alıyorlar. Kitabıma katıla katıla gülen
insanlar gördüm. Aslında bir kitap da değil o. Yazılarımın toplamı. Ama
‘çok eğlendik, çok iyi vakit geçirdik’ diyorlar. Çekirdek gibi, çerez
gibi, popcorn gibi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
' Ben Kocamın Küçük Kızıyım '
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
SeLena Gomez & Demi Lovato Fan Forumu :: Serbest Kürsü :: Fan Clubler :: yerli fan clubler :: Avrupa Yakası Fan Club-
Buraya geçin: